Tasavvuf & Tarikat

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Tasavvuf & Tarikat

Mesaj tarafından gülesevdam Bir Çarş. 29 Tem. 2009, 03:36

Tasavvuf & Tarikat



Tasavvuf, İslâm’daki manevî arınma; kalbî ve rûhânî hayatın genel adıdır.
Tarik, yol (çoğulu; turuk); tarîkat ise izlenen usul, yol ve metod (çoğulu: tarâik) demektir.
Aslında “şeriat” da yol demektir. Ancak şeriat şâh-râh; yani anayol, tarîkat ise daha
küçük tâlî yoldur. “Şeriat” otoban, “tarîkat” da onun üzerindeki şeritler; “hakikat”
varılacak yer, “marifet” ise varılacak menzil ve gidilecek yol hakkındaki bilgidir.
Şeriat Hz. Peygamber (s.a.)’in getirdiği dinî kuralların tümü, tasavvuf ve tarîkat ise emir
ve kuralların rûhâni ve manevi boyutudur.
Tasavvufun başlangıcı Resulullah Aleyhisselâm’ın ve Ashâb-ı kiram (r.a.)üm Hazerâtının
yaşayışlarında görülmektedir. Bazılarının zannettiği gibi Resulullah Aleyhisselâm’dan sonra başlamış olmayıp, doğrudan doğruya onun zuhuru ile zâhir olmuştur.
Kaynağı Kur’an-ı kerim ve Hadis-i şerif’lerdir.
Asr-ı saâdet’te tasavvuf adı ve mutasavvıf adı ile anılan zümre yoktu. Sufiliğin hakikatı
vardı, fakat adı yoktu; yaşanırdı, dâvâsı yoktu.
Saâdet asrında en yüksek mevkiyi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizle
sohbet şerefine eren Ashâb-ı kiram (r.a.)üm Hazerâtı almışlardı. Hepsi değerliydi, amma içlerinde değerlisinin de değerlisi vardı. Her biri ayrı ayrı kabiliyetlere sahip idiler, vazifeleri ayrı ayrıydı. Bir kısmı ilim öğrenmeye, bir kısmı dini tebliğ etmeye, bir kısmı cihada, bir kısmı yöneticiliğe daha fazla ilgi duyarken, bir kısmı da ibadete daha çok önem veriyordu.
Müslümanlar onlar için “Sahabi” olmaktan daha üstün bir tâzim ünvanı tasavvur
etmiyorlardı. Resulullah Aleyhisselâm’dan sonra Ashâb-ı kiram’a yetişenlere ve ilmi
onlardan alanlara “Tâbiîn” denilmiştir. Ondan sonra da “Tâbiîn”e erişen “Tebe-i tâbiîn”
gelmektedir. Bu üç nesil, en hayırlı insanlar olarak kabul edilmişlerdir.
İslâmî ilimler ilk devirlerde bir bütündü. Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm, Tasavvuf gibi
bölümlere ayrılmış değildi. Bugünkü şekliyle bir Tefsir, bir Hadis ilmi yoktu, itikadî ve fıkhî mezhepler de yoktu. Bu tasnifler daha sonraki yıllarda ortaya çıkmıştır.
Ashâb-ı kiram Tarikat-ı aliye’nin ne olduğunu bilmiyordu, amma yaşıyordu. Nasıl
yaşıyordu? O Nur’un sohbetinde kendilerine icabeden herşey veriliyordu. Herkes nasibi
kadar alıyordu. Kimisi çok alıyordu, derya oluyordu; kimisi az alıyordu, havuz oluyordu.
O Nur’un sohbetinde bulunmakla, Allah-u Teâlâ onları lütfu ile dolduruyordu. Şu kadar var ki, Ashâb-ı kiram’ın hepsinin dereceleri aynı değildir. Bu dereceler, onların kendi
şahsiyetlerine âit faziletlere, İslâm’a yaptıkları hizmete göre farklılık arzetmektedir.
Ashâb-ı kiram Tarikat-ı aliye ile meşgul olmamıştır, çok az olmuştur. Amma hepsi de
Tarikat-ı aliye’nin içinde idiler. Hele bunların arasında bir zümre vardı ki;
“Seninle beraber olanlardan bir tâife de kalkıyorlar.” (Müzemmil: 20)
Âyet-i kerime’sinde belirtildiği üzere, fazla ibadetleriyle seçilmişlerdi.
Dikkat edilirse görülür ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz zikrullah için çok seyrek halka toplamıştır. Hadis-i şerif’lerde birkaç yerde geçer. Ashâb-ı kiram’ı her
yönden yetiştirmeye çalışmıştı. Çünkü herşeyden habersiz bir topluluğun, her yönden
eğitime ihtiyacı vardı. Bir yönden, bir noktadan değil, birçok yönlerden onları yönetiyordu.

_________________
"\En Güzel'e Yar Olanlara Gül'e Gönülden Bağlananlara Güllerce Selam Olsun./"
avatar
gülesevdam
Admin

Mesaj Sayısı : 189
Kayıt tarihi : 06/10/06

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz