İsbât-ı Vâcibe Temas Eden Bâzı Âyetler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

İsbât-ı Vâcibe Temas Eden Bâzı Âyetler

Mesaj tarafından çölyağmuru Bir Paz 22 Ağus. 2010, 08:27




İsbât-ı Vâcibe Temas Eden Bâzı Âyetler
Âlemi yapan ve yaratan birdir. Vâcibu’l- vücûd (varlığı zarûrî ve zâtının îcâbı olan bir vücûd) kavramı, sâdece tek bir zat için doğru ve geçerli olur. Kur'ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ’dan bahseden âyetlerin çoğu, O’nun sıfatlarını mevzû edinmiştir. Bu âyetlerde bilhassa “tevhîd” üzerinde ehemmiyetle durularak, Allâh’ın şerîki ve benzeri olmadığı ifâde edilir. Metinlerinden isbât-ı vâcib delilleri çıkarabileceğimiz âyetlerin bir kısmı da, insanda mes’ûliyet şuuru uyandıran “âhirete” dâirdir.
Denebilir ki, Allâh’ın var ve bir oluşu mevzûu, Kur’ân’da, insan için bilinmesi tabiî, yâni zarûrî ve bedîhi bir hâdise kabul edilmiştir. Çünkü selim bir fıtratla yaratılan insan, normal olarak Yaratanını tanır. Buna ancak gaflet, kibir, inat gibi ârızî bâzı haller mânî olabilir.
Gökte ne vâr, yerde ne varsa, hepsi “ister istemez” O’na boyun eğmişken, bütün eşyâ ve mevcûdâtın isimlerini, yâni ilmi insana bizzat O öğretmişken, söz söyleme kâbiliyetini O lütfetmişken nasıl olur da insan O’nu tanıyamaz! Şu da bir gerçektir ki ister inansın, ister inanmasın her fert, büyük bir felâketle, dayanılmaz bir acı ile karşılaşınca, başka bir deyişle insan, kibri, inadı ve gafletinden sıyrılıp, selim olan asli yaratılışıyla baş başa kalma fırsatını bulunca, başka şeye değil, sâde Bir tek olan Allâh’a yalvarır. O’ndan kurtuluş ister.
Yaratılış bakımından, Hâlık’ını tanıması tabiî olan insan, bunca âyetler, uyarıcı ve ibret verici mûcîzelere rağmen inkâra saparsa, bu durum gayri tabîdir. Böyleleri için, “sağırlar, dilsizler, körlerdir ki anlamazlar, doğru yola dönmezler” buyrulur.
Allâh’a îman mevzûunda insana musallat olan mânevî hastalıkların başında kibir gelir. Dînî hakîkatlerle alay etmek, onların karşısında direnmek hep bundandır. Allâh’ın “Kibriyâ ve azamet” sıfatında ortaklık iddia eden insana, kendi aczi, yaratılışı ve sonu hatırlatılır, âkıbetinin elîm bir azab olacağı haber verilir.
Kur'ân-ı Kerîm âyetleri, hudûs delîli, imkân delîli, inâyet ve hikmet delîli, bir kısmı da hem hudûs hem inâyet delîline delâlet eder.
Gazzâlî’nin de önemle üzerinde durduğu bir husus, Kur’ân delillerinin iknâî oluşudur. Gazzâlî, Kitâbu Kavâidi’l-akâid’in üçüncü faslında, “Allâh’ın varlığını bilmek için ilk istifâde edilecek nûr ve tâkib edilecek isâbetli yol Kur’ân’ın gösterdiği delillerdir. Âlî ve münezzeh olan Allâh’ın beyânının ötesinde bir beyan yoktur” der ve yerin, göğün, insanın yaratılışından, insana verilen sonsuz nîmetlerden bahseden bâzı âyetleri sıralar. Bundan sonra “İnsanın selim yaratılışı ve buna uygun olarak Kur’ân’da zikredilen delillerin, aslında başka bir bürhan getirmeye ihtiyaç hissettirmediğini” kaydeder. Ancak “Biraz daha aydınlanmak ve kelâm âlimlerinin geleneğini bozmamak için” kısaca hudûs delîlini takrîr eder.
Gazzâlî’ye göre ehl-i nazardan olmayan bir Müslüman, îtikâdiyatla itmi’nâna varamayıp delîle başvurmak mecbûriyetinde kalırsa, sâdece Kur’ân delillerine mürâcaat edecek ve derine kaçmadan, zâhiri bir bakışla bu delillere bakarak itmi’nâna kavuşacaktır. Zîrâ deliller iki kısma ayrılır: Ehl-i nazardan olmayan bir insanın ilk bakışta kolaylıkla anlayabileceği deliller, bir de böyle avamdan birinin anlayamayacağı, tefekkür ve tedkîke ihtiyaç hissettiren, deliller. Kur’ân’ın ihtivâ ettiği deliller her insanın faydalanabileceği bir gıda gibidir.
Netice olarak: İnsanları doğru yola iletmek, onları dünya ve âhiret saadetine ulaştırmak için gelen Kur'ân-ı Kerîm, muhatâbının, değişik rûhî kâbiliyetlere sâhip bir insan olduğunu hiçbir zaman hikmetinden uzak tutmamış, bu muhatâbı iknâ için, onun bünyesinde ve dış âlemde kendisiyle ilgili, hayatta her zaman gördüğü, tecrübe ettiği ve faydalandığı eşyâ ve hâdîselerden deliller göstermiştir. Bu deliller ilmî ve mantıkî tefekkür sistemine erişmemiş, basit düşünceli avâmı tatmin eder, çünkü insanla ilgilidirler ve onun hayâtını konu edinmişlerdir, bedîhîdirler. Mütefekkir dimağları da doyururlar, çünkü tafsîlatıyla ve ayrıntılı olarak tahlîl edilince bir çok mantıkî temellere istinâd ettikleri görülür. İnkâra saplanan inatçıya gelince, onun îtirâz etmeyeceği bir bürhan bulmak zâten mümkün değildir. “Onlara gökten bir kapı açsak ve oradan yukarı çıksalar yine de: Gözlerimiz bağlanmıştır, belki de biz büyüye tutulmuş insanlarız, derler.”
Kur'ân-ı Kerîm’de mevcûd isbât-i vâcib âyetleri mevzûunda belirtilecek önemli noktalardan biri de bunların, materyalizmi reddeden bir karakter taşımasıdır. Bilhassa bugün küçümsenemeyecek derecede Allahsızlığın baş tahrikçisi bulunan materyalizm, hayâtiyeti ve tabîattaki nizâmı “madde” ve “tesâdüf” ile îzâha çalışır. Maddenin ötesinde bir varlığa, bir Hâlık ve nizâma inanmaz. Kur'ân-ı Kerîm, kör ve ölü maddeden kendiliğinden hayat çıkmayacağını, maddeye hayat verenin (ölüden canlıyı çıkaranın) ancak Allah Teâlâ olduğunu beyân eder. Kâinatta mevcûd, akıllara hayret verici nizâmın tesâdüfle îzâh edilmesine imkân yoktur. İnsanı en çok alâkadar eden kendi vücûdu, fizyolojik sistemi, psikolojik âlemi; sonra altımızdaki toprak, üstümüzdeki gökler, gezegenler… Bütün bunların yaratılışının ve bağlı bulunduğu nizâmın, sonsuz bir ilme, hikmete ve mutlak bir kudrete sâhip bulunan şuurlu bir varlığın, sâdece O’nun eseri olabileceğini muhtelif âyetler beyân eder. Bu mevzûya temâs eden bir çok âyetten sâdece bir tânesinin meâlini nakletmekle yetinelim: “Yeryüzünde yan yana bulunan arâzi parçaları, üzüm bağları, ekin tarlaları, dallı budaklı hurmalıklar vardır. Hepsi de aynı sudan sulandığı halde, onları lezzetçe birbirinden farklı ve üstün kıldık. Muhakkak ki bunlarda aklı eren insanlar için ibretler vardır.”
avatar
çölyağmuru

Mesaj Sayısı : 4
Kayıt tarihi : 22/08/10

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz